Kısa cevap: Borçlar hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen özel hukuk dalıdır ve Türkiye'de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile düzenlenir. Borç üç kaynaktan doğar: sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme. Sözleşmeler kural olarak şekle bağlı değildir; borcunu ifa etmeyen borçlu kusursuzluğunu ispat edemezse tazminatla yükümlüdür. Genel zamanaşımı süresi on yıldır.
Borçlar Hukuku Neyi Düzenler?
Borçlar hukuku, bir kişinin (borçlu) diğerine (alacaklı) karşı bir edimi yerine getirme yükümlülüğünü konu alır. Edim; bir şey verme, bir şey yapma veya bir şey yapmaktan kaçınma biçiminde olabilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiş olup Genel Hükümler ve Özel Borç İlişkileri olmak üzere iki kısımdan oluşur.
Genel Hükümler kısmı borcun doğumu, hükümleri, sona ermesi ve zamanaşımı gibi tüm borç ilişkilerine uygulanan kuralları içerir. Özel Borç İlişkileri kısmı ise satış, kira, hizmet, eser, vekâlet, kefalet gibi tipik sözleşmeleri ayrı ayrı düzenler.
Borcun Üç Kaynağı
1. Sözleşme
Sözleşme, borç ilişkisinin en yaygın kaynağıdır. Kanun kuruluş anını açıkça belirler:
Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.
İrade açıklaması açık veya örtülü olabilir. Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile sözleşme kurulmuş sayılır (m.2). İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar.
2. Haksız Fiil
Sözleşme ilişkisi olmayan kişiler arasında da borç doğabilir:
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Haksız fiilde dört unsur aranır: hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı. Ayrıntılı inceleme için haksız fiil tazminatı rehberimize bakabilirsiniz.
3. Sebepsiz Zenginleşme
Haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşen kişi, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Yanlışlıkla yapılan ödemeler, geçersiz bir sözleşme uyarınca yerine getirilen edimler ve gerçekleşmeyen bir sebep için verilen şeyler bu kapsamdadır.
Şekil Serbestisi ve İstisnaları
Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Bu, borçlar hukukunun temel ilkelerinden biridir: sözlü bir anlaşma da kural olarak geçerli bir sözleşmedir. Ancak maddenin ikinci fıkrası önemli bir sınır çizer — kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir ve öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.
Kanunun şekil şartı aradığı başlıca hâller şunlardır:
| Sözleşme | Aranan şekil |
|---|---|
| Taşınmaz satış vaadi | Resmî şekil (noter) |
| Taşınmaz mülkiyetinin devri | Tapu sicil müdürlüğünde resmî senet |
| Kefalet sözleşmesi | Yazılı şekil + azami miktar ve tarih el yazısıyla |
| Bağışlama vaadi | Yazılı şekil |
TBK m.13 uyarınca kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur. Ancak sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın dışındadır.
Sözleşmenin Yorumu
Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Bu kural "muvazaa" (danışıklı işlem) denetiminin temelidir. Taraflar gerçek amaçlarını gizlemek için farklı bir sözleşme görünümü yaratmışlarsa, hâkim görünüşteki değil gerçek ve ortak iradeyi esas alır. Maddenin ikinci fıkrası bir istisna getirir: borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. Bu hüküm iyiniyetli üçüncü kişiyi korur.
Kesin Hükümsüzlük
Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Kesin hükümsüz bir sözleşme baştan itibaren hiçbir hüküm doğurmaz; onaylanarak geçerli hâle getirilemez ve hâkim tarafından resen dikkate alınır. Maddenin ikinci fıkrası kısmi hükümsüzlük ilkesini düzenler: sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
Borca Aykırılık ve İspat Yükü
Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Bu maddenin pratik önemi ispat yükünün dağılımındadır. Sözleşmesel sorumlulukta alacaklı yalnızca borcun ifa edilmediğini ve zararını göstermek zorundadır; kusursuzluğunu ispat yükü borçludadır. Haksız fiilde ise tam tersi geçerlidir — TBK m.50 uyarınca zarar gören, zarar verenin kusurunu ispatlamakla yükümlüdür. Aynı olay her iki sorumluluğu da doğuruyorsa alacaklının sözleşmesel yola başvurması genellikle daha avantajlıdır.
Borçlunun Temerrüdü
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Kural budur: muaccel (ödenmesi gereken hâle gelmiş) borçta temerrüt için alacaklının ihtarı gerekir. Ancak maddenin ikinci fıkrası ihtar gerektirmeyen hâlleri sayar — borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmişse o günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu kendiliğinden temerrüde düşer.
Temerrüdün sonuçları ağırdır. Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe borcun geç ifasından doğan zararı gidermekle yükümlüdür (m.118). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklının seçimlik hakları doğar:
Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulur ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler.
Zamanaşımı Süreleri
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.
On yıl genel kuraldır. TBK m.147 ise beş yıllık zamanaşımına tabi alacakları sayar:
- Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler.
- Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri.
- Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar.
- Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki alacaklar.
- Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden doğan alacaklar.
Haksız fiil için ayrı bir rejim vardır: TBK m.72 uyarınca zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde fiil tarihinden itibaren on yıl. Zamanaşımı hâkim tarafından resen dikkate alınmaz; borçlunun def'i olarak ileri sürmesi gerekir.
Pratik Sonuçlar
- Sözlü anlaşmalar geçerlidir; ancak ispat kolaylığı için yazılı yapın.
- Kanunun şekil şartı aradığı sözleşmelerde şekle uymamak sözleşmeyi geçersiz kılar.
- Borç ödenmediğinde önce ihtar çekin; ihtar temerrüdü ve faizi başlatır.
- Zamanaşımı sürelerini takvimleyin; süre dolduktan sonra alacak dava edilemez hâle gelir.
- Kira ilişkileri için kira hukuku rehberimizi, alacağın tahsili için ilamsız icra takibi içeriğimizi inceleyin.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlığınız için bir avukata danışmanız gerekir.